İçimde oluşan o yüksek uçurumu küçücük bedenime nasıl sığdırdım?
Silme bir çay kaşığı hayal kurdum.
Bir taşa takıldım.
Tarayıcıdaki sekmeler yükleniyor…
Ağaç olsam sonra ağaçlar doğursam bir orman olsam. İçimde insanlar kaybolsa. Ama önce uçurum koymalıyım içime.
İçime sığmayan bir uçurum var… düşsem asla tabana çarpamam ama hayallerim tokatlar.
Bir daha uçurumun zirvesine hayal koyacağım.
Çünkü yeni biri aynı eski hatalar.
Onlar gökdelen dikmiş. Onların diktiği gökdelenler dışıma küçük gelir, içim kapanır.
Uçurumum nerde benim? Uçurumu en sonunda içime teptim. Sığmadı salon salomanje içime.
İçimi de su bastı zaten, adını koyamadım; deniz, okyanus, ırmak ve benzeri bir şey olabilir. Adını koyamazsam resmini çizerim.
Bir sandalye çiziyorum biraz soluklanayım yoruldum. (Acaba uçurumu da mı çizseydim?)
Herhalde kaplumbağa beni geçemez. Ama ben kendimi geçerim.
Derede boğulabilirim çok iyi yüzerim.
Saat kaç? Evin yolunu unuttum. Geç kalıyorum. Bari kendi yolumu bulsam. Eve varırsam cupcake’imin üzerine vişne konduracağım.
Yetişir mi son akşam yemeğine?